Arapça Nedir?

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

Arapça Nedir?

Mesaj  Admin Bir Çarş. Ara. 22, 2010 12:18 am

ARAPÇA i. Samı dillerin güney öbeğine giren Arapça, Kur'an ve İslâmlık sayesinde büyük bir gelişme ve yayılma göstererek islâm âleminin dinî diK, Asya ve Afrika'da geniş alanları kaplayan birçok toplumun da edebî düi oldu. «Klâsik» Arapça, İslâmlıktan önce Arabistan'da konuşulan lehçelerden ve özellikle de lehçe sınırlarını asan bir çeşit ortak şiir dilinden türedi. Bu lehçeler, islâm fetihteriyte Arabistan dışına yayıldı ve bugün Irak, Çat ve Fas'ta konuşulan lehçelerin temeli oldu. Çeşitli etkiler (özellikle sübstra etkileri) altında kalan söz konusu lehçeler, hem kelime hazînesi, hem de sesler bakımından ayrılıklar gösterir. Hiçbiri de edebî dil seviyesine yükseltmemiştir. Buna karşılık, klâsik Arapça tek şekillidir. Çünkü dinî, hattâ ilâh! niteliği ve yalnızca yazı dili olarak kullanılması, onu, konuşma dillerinin uğradığı değişikliklerden korumuştur. Temel kelimeler, morfoloji ve sözdizimi bütünü bakımından Kur'an'daki gibidir: ama bu pek geniş sözlüğün bir kısmı zamanla eskiyerek: kullanılmaz oldu, buna karşılık birtakım yeni kelimeler ortaya çıktı. Hele Araplar Batı'ya yöneldikten sonra, bu kelimelerin sayısı bir kat daha arttı. Böylece klâsik Arapçadan farklı modern bir Arapça doğdu.
Arapçanın ses sistemi, ikisi çınlamalı yirmi sekiz ünsüzle, hem kısa hem uzun olarak kullanılabilen üç ünlüden («, i, u) meydana gelir. İmlâda ünsüzler ve yalnız uzun ünlüler gösterilir, doğru okumayı sağlamak için bazen kısa Ünsüzleri gösteren birtakım işaretler de (hareke) kullanılır. Kelimelerin kökleri ünsüzlerden oluşur (genellikle üç ünsüzden). Köklerin önüne, içine ve sonuna çekim ve yapım ekleri getirilerek çeşitli fiil ve isim gövdeleri meydana getirilir. Köklerdeki bu değişiktik, belli kalıplara göre, ünlüleri uzatmak, iki ünsüzü yan yana getirmek veya tekrarlamak yoluyle yapılır, üç kökü gösteren kalıp ayın ( £ ) ve lâm ( J )'dan oluşan şekil fal ( J* )'dir. öbür bütün kalıplar bundan türetilir. Değişik anlamlar elde etmek için de bu kalıplardan yararlanılır. Çünkü çok defa kalıbın değişmesiyle anlam da değişir.
Arapçada, fiilin en basit şekli olarak «görülen geçmiş» zamanın (mazi), eril (müzekker), tekil (müfred) üçüncü şahıs şekli kabul edilir. Meselâ, ketebe «yazdı», <aUme «bildi», hasune «güzel oldu». Fiilin bu hali kelimenin kökü gibidir ve dunu ifade etmek için de her biri herhangi bir fiilin harflerini karşılamak üzere (/-<*-/ [ JU ]) birtakım kalıplar düşünülmüştür. Kete be fiili ftUüe, alime farile, hasune ise ft*uk kahbındandır. Bu kalıplara tartı (el-veznü) denilmekledir. Arapçadaki fullerin çoğunun kökleri üç sessizden meydana gelmektedir. Bazı fiillerin ise kökleri dört sessizden meydana gelir. Bunlara ruba'î «dörtlü» denir. Dahrece «yuvarladı», zelzele «sarstı» gibi. Bunlar da f*lele kalıbıyle gösterilir.
Kökü üç sessizden meydana gelen fiillere ise sülâsi «üçlü» denilmektedir. Bu üçlü kökteki ünsüzlerin şekline göre fiiller: 1. safim veya sahih (kökte çift ünsüz, hemze ( * ), elif ( i ), vav ( -> ) ve ye (* ) bulunmayan; 2. hemzeli fiil mehmûz, kökü meydana getiren ünsüzlerden biri hemze olan fiil); 3. muzâ<af {eLmüi&ıf, kökü meydana getiren ünsüzlerden son ikisinin aynı olması); 4. misâl fiil {ehmisM, kökü meydana getiren ünsüzlerden ilkinin J veya s olması); S. ecvef (eUecvej, kökü meydana getiren ünsüzlerden ikincisi ^ vt ^ veya tf rden değişmiş olan fiil); 6. nakıs fiil (el-nâkış, kökü meydana getiren Ünsüzlerden sonuncusu J veya s olan fiil); 7. leflf (kökü meydana getiren ünsüzlerden ikisi, birinci ve üçüncüsü veya ikinci ve üçüncüsü J veya s olan fiil) olmak üzere yedi kısma ayrılır. Bu fullerin salim bölümüne el-ft'lü's-sahih, diğerlerine ise fi'lü gayrû sâtim denilir. Bazı fiiller aynı zamanda hem misâl hem hemzeli, bazıları da hem hemzeli, hem nakıs olabilir. Fiiller, şekil bakımından yalın (mü-cerred) ve artırılmış (mezldün fth) olmak üzere iki kısma ayrılır: hasune «güzel oldu», ahsene «güzelleşürdi» gibi. Mastar olarak kabul edilen üçlü kökün dışında Türkçedeki isimfiil yerini tutan mastarlar vardır; bunlar da yalın (mücerred), artırılmış (mezldün fth) ve mimli mastar (baş tarafına bir mim [ r ] harfi eklendiği için) olmak üzere üç kısma ayrılır. Yalın mastarlar üçlü veya dörtlü olabilir. (MsL hüsnün «güzel olmak» zeteelelfrt (deprem.) üçlü fiillerin mastarları kurallı değildir ve kırktan fazla ölçüleri vardır. Bunlar Türkcede olduğu gibi bazen isimfiil, bazen de isim gibi kullanılır. (Msl. Darbun «dövmek, dövme ve dövüş» anlamlarına gelir.) Artırılmış mastarlar, belli kalıplar uyarınca Üçlü mastarlara birtakım ünlü veya ünsüzlerin eklenmesiyle elde edilir. Bu üçlü fiillerin ikinci sessizinin şed-delenmesi veya iç ekler eklenmesiyle meydana getirilir. Bu surette meydana gelen fiillere, artırıldıktan sonraki harflerinin sayıcına göre rübafii «dörtlü», hümasi «beşli», suda si «altılı» denilir. Üçlü fiilleri artırmağa yarayan harfler elif, te, sin ve nun'dur. Böylece üçlü fiilden artırılmış fiilde çok defa bir anlam değişmesi de olur. (Msl. Um, bilmek, talim, öğretmek gibi.) Mimli mastarlar dört tartı üzere bulunur: mefial, mefril, mecale, mefiile. Çeşitli fiiller için farklı mimli mastar yapma kalıpları vardır. (Msl. zehebe'-(ten mezhep «gitmek», rahime'den merhamet «acımak», velede'jien mevlid «doğurmak», arefe'den ma'rifet «bilmek».)
Fiil çekimi, cinsiyet (erillik [müzekkerhk] ve dişillik [müenneslik]) ve şahıs sayısı .[tekillik (müfred), ikillik (teşriiye) ve çoğulluk (cem<)} göz önünde tutularak yapılır: ketebe (yazdı), ketebâ (iki kişi yazdı), ketebû (ikiden fazla kişi yazdılar) gibi. Fakat Arapça-da fillerin çekiminde Türkçedeki şibi üçü tekil, üçü çoğul olmak üzere yalnız altı şahıs değil, on iki şahıs vardır. Bunlar da ikinci ve üçüncü şahıslarda faillerin dişil olmasına göre fazlalaşan şekillerle, gene faillerin ikil olmasına göre çoğalan şekillerdir. Yani her fiilde Üçüncü şahısta eril tekil, ikil ve çoğul; dişil tekil, ikil ve çoğul şahısları olduğu gibi, ikinci şahıslarda da böyledir. Ancak birinci şahıslarda yalnız tekil ve çoğul vardır. Bunlar da erillik, dişillik veya ikillik farkı yoktur, üçlü fiiller hareket değişmesine göre bablara ayrılır. Çekimde bunlar ayrı ayrı özellikler gösterir. Bütün lûgatçi ve dilcilerin kabul ettikleri ve kullandıkları altı bab vardır. Aynı fiilin ayrı bablarda kazandığı değişik mânâlar olabilir. Fiil çeki min-de göz önünde bulundurulan cinsiyet ve sayı, isim ve zamirler için de geçerlidir. (Gerek üçlü fillerin, gerek artırılmış fiillerin belli kalıplarda etken ve edilgen islmfiilleri (ismi fa'il ve ismi mefûî) vardır, üçlü fiillerin etken ismi failleri daima fâ'il, edilgen isim-ftilfcri ise mef ûl kalıbındadır; kâtib, yazan, mektûb, yazılmış, yazılan gibi. Artırılmış fiillerin her birinin kendine mahsus bir kalıbı vardır: ta'lim'ûtn mu'allım, öğreten, muallem, öğretilmiş; ikram'dan mukrim, ikram eden, mukrem, ikram olunmuş gibi.
Arapçada vurgu, sondan önceki hecededir, bu durum kelimelere ekler ve oluşturucu unsurlar eklendiği zaman da değişmez: katele «öldürdü», farrakahâ «onu tefrik etti, ayırdı» gibi.
Sıfatları da içine alan ve belirli halinde baş tarafında el ( Ji) 1>elirtme edatı (harfi ta'-rtf) bulunan ismin çekiminde üç hal vardır: ötreli hal (merfû), üstünlü hal (man. sûb) ve esreli hal (mecrûr). Birinci halde ismin sonu, baş tarafında belirtme edatı (et) yoksa -un, varsa -u ile biter ki, bu hal, ismin Türkçedeki yalın halini karsılar. Fiillerde dolaysız (fâ'il) ve dolaylı özneler de (nâ'ib-i-fâ'it) hep bu şekilde biter, tsmin üstünlü hali, basında belirtme edatı yoksa -an, varsa -a ile biter. Ancak isimler, fiil kuvvetinde olan birtakım edatlardan (inne ve enne v.b.) sonra geldiğinde de bu halde bulunur: inna'ilahe gafurun (muhakkak ki Tanrı affedicidir) gibi. Esreli hal ise, ismin birtakım esreleyen edatlardan imin, an, fi v.b,) sonraki ve isim tamlamasında, tamlayan yerinde bulunduğu haldir ve basında belirtme edatı yoksa 4n, varsa 4 ile biter. Âlet, zaman, mekân v.b. isimleri, asıl kökün bazı kalıplara uygulamasıyle elde edilir: fth kökünden «mifâh kalıbında mifiâh (anahtar); ktb (yazdı) kökünden *mefak kalıbında mekteb (yazı yazma yeri); cls kökünden «mefih kalıbında meclis (oturma yeri); vld kökünden yine «mef'ih vezninde mevlid (doğum yeri ve doğum zamanı) gibi. İsimlerin çoğulu iki şekilde yapılır: eril isimlerde -ine -ûna, dişilerde -âtun eki ile yapılan kurallı çoğul (cem'-i salim); iç ünlü değişmesi ve bazı eklerle yapılan kırık çoğul (cem'-i mükesser). Bu ikinci çoğul şeklinin 31 kalıbı vardır. Daha çok geçişsiz bir fiilden türetilen ve Türkçedeki sıfatları karşılayan kelimelere Arapçada sıfatı müşebbehe adı verilir: hasune (güzel oldu) fiilinden hasan (güzel) ve sehule (kolay oldu) dan sehl (kolay) gibi. Bu şekildeki sıfatların birçok kalıbı vardır. Renk, sakatlık ve biçim gösteren sıfatların, erilleri efalu, dişileri ise. fa'lâu veya üstünlük ve karşılaştırma sıfat, larında fu'lâ kalıplarında olur: ahmeru dişili hamrâ'ü) kırmızı, ahdabu (diş. hadbâ'u) kambur, a'vecu (diş. avcâ'u) eğri, ekbent (kübrâ) daha büyük, en büyük. Sıfatlar genellikle nitelenene (mevsufa) uyar; nitelenen eril ise, sıfat da eril, dişil ise sıfat da dişil olarak kullanılır. Kemiyet (çokluk) ve irab'-da da (kelimenin son harfinin harekesinin değişmesi) durum böyledir.
Zamirler, ayrı ve bitişik olmak üzere ikiye ayrıldığı gibi, iki kişi için kullanılan ikil (tesniye) şekli de vardır. Ayrı zamirler isimlerde bir değişiklik meydana getirmez. Fakat bitişik zamirler gerek kendilerinde, gerek' se birleştikleri kelimelerin sonlarında bazı değişiklikler ortaya çıkarır. İşaret, ilgi ve soru zamirleri için ayrı şekilleri vardır. Arapçada birtakım edatlardan meydana gelen zarflar, sadece bir eylemin zaman ve mekânını gösteren kelimelerdir. Harf (çoğulu hur uf), edat (edevat) adı verilen edatlar ise, başlıca esreleyen önekler (harf-i cer), zati olarak kullanılanlar, bağlayıcılar, şart edatları ve ünlemler olmak üzere beş bölüme ayrılır. Arapçada cümlecik isim veya fiil cümleciği olabilir, isim çekimine rağmen sözdizi-mi kelimelerin cümle içindeki yerine bağlıdır. Cümleyi yanyana konulmuş veya birbirine bağlı veya biri öbürüne bağlı cümlecikler kurar.
Gerek islâm dinini kabul etmiş bulunan ayrı dil ve milletten kimselerin Kufan'ı doğru okuyup anlamalarını sağlamak, gerek bizzat Araplarln yaptıkları dil hatalarını gidermek amacıyle, oldukça erken bir çağda başlamış olan dil incelemeleri, nahiv, lügat, beyan ve edeb olmak üzere dört bölüme ayrılmıştı. Buna meânî, bedî, aruz ve kafiye fenni gibi yardımcı ilim dalları da dahildi. Dil ile doğrudan doğruya ilgili olan dal ise, nahiv (sözdizimi) idi ve sarfı da içine alırdı.
Araplar dilbilgisinin söz bölümlerinde Aristoteles gramerciliğinden, fonetikte de Hind-lilerden örnek almışlardır. Arap dili gramerinin hangi tarihte yazıldığı hakkındaki bilgimiz bugün için söylenti sınırlarını aşmaz. Bu söylentilerin en yaygını, dördüncü halife Ali'nin teşvikiyle, Ebül Esvcdi'd-Dü'elî'nin (öl. 688) bir gramer yazdığına dair olan söylentidir. Daha çok Aristoteles gramerci-iiğindeki üçlü sisteme uyan bir görüşle yazılmış olan bu gramer, bir taslak niteliğindeydi. Bazı bilginler ise İsa bin Ömer el-Sa-kafî ile Ebu Amr bin el-Âla'nın bu ilmin ilk kurucuları olduklarını kabul etmektedirler. İsa bin Ömer, Kur'an-ı Kerim'i kıraat şekillerine göre okuyan bir kimse olarak ün kazanmıştı. Ebu Amr ise eski şiirleri toplamakla meşguldü. Asılları arap olan bu iki kişinin başladıkları iş, halis arap sayılmayan bir kabileye mensup Halil ve iranlı talebesi Si-beveyh tarafından tamamlanmıştır. Halil a-nız'u kurmuş ve arap dilinin lügatlerini Ki-tab-ül-Ayn adli eserinde toplamıştır. Bu kitap alfabe sırasına göre değil, seslerin çıkış yerlerine göre düzenlenmiştir. Sıbeveyh ise arap gramerinin ilk Açıklamasını yapan el-Kitab adlı eseri yazmıştır. Bu kitap anlaşılması güç olmasına rağmen her zaman klasik Bir eser olarak kabul edilmiştir. Sonra gelen bilginler bu eseri anlaşılır hale getirmişler fakat üzerinde hiç bir değişiklik yapmamışlardır. El-Asmaî ise eski şiirleri derlemiş, çeşitli lügat sahalarında monografler meydana getirmiştir, VIII. yüzyılda, Kur'ân'ı doğru okuyabilmek için, arap fonetiği ele alındı, alfabede işaretleri bulunmayan kısa ünlüleri de gösteren, ve hareke adı verilen birtakım işaretler {a iç in -£- , i için y ve niçin — ) belirlendi. Bu arada ünsüzlerin gerektiği gibi telaffuzunu öğreten, vakf (durma), imâle, tenvin v.b. hususlarını da içine alan tecvid ilmi kuruldu. Ebül Esvedi'd-Dü'elî'-nin kurucusu kabul edildiği Basra dil okulunun yanısıra Rü'âsî (öl. 803) tarafından Küfe okulu kuruldu. Rüâ'sl'nin talebesi Ki-saî halk dilinde kullanılan gramer hataları hakkında ilk kitabı yazmış ve yeni bir araştırma sahası açmıştır. Arap lehçelerinin ilk tarihine ait ilk kıymetli bilgiler bu eser sayesinde elde edilmiştir. Başlangıçta düşünce ve ilim alanında yardımlaşan bu iki okul arasında, sonradan rekabet başladı ve dil meseleleri üzerinde uzun tartışmalara girişildi. Basra okulu bilginlerinin, Küfe dil bilginlerinden daha titiz ve emin hareket ettikleri görülür. Bu iki dil okulunun düşünceleri, hicrî III. yy. da (M.S. IX. yy.) Bağdat'ta kurulan üçüncü bir dil okulu tarafından uzlaştırıldı. Etimoloji'nin ilk temsilcisi olarak kabul edilen İbn Cinnî dile dair nazariyeleri felsefî bakımdan incelemiştir. Kûfe'li Sa'leb'in kurduğu sür ilmini Ebu Hilâl el-Askerî sistemli bir hale getirdi. Filolojiye dair araştırmalar o zamandan beri bütün islâm âlemine yayılmış ve El-Kalî tarafından da Endülüs'e sokulmuştur. Bu ünlü dilcilerden sonra, el-Mu-fassai adlı eseri yazan Zemahşerî (1075-1144) ile eUKâfiye adlı eseri yazan ibn-ül-Hâcib'i (öl. 646) anmak yerinde olur. Bu eserlerden sonra aynı konuda, arapça olarak yazılan birçok eser, bunların ya özeti veya yorumu dur.
Avrupa'da XIX. yy.ın ilk yarısında Sylvestre de Sacy'nin, Grammaire Açabe'ı Arapça hakkında Batıda yazılmış ilk geniş dilbilgisi'dır. C.P. Caspari'nin almanca olarak yazdığı ve Fransızcaya da çevrilen Arabische Gram-matilCİ ile yine bu eserin, birçok ilâve ve düzeltmelerle, İngilizceye tercümesi olan, W. Wrighte'ın, A Grammar of the Arabic Language'ini burada anmalıyız.
Bu gramer çalışmalarının yanısıra, oldukça erken bir devirde, lügat çalışmaları da yapılmıştır. Basra dil okulunun ileri gelenlerinden İmam Halil bin Ahmed'in (öl. 792), Sanskrit dilcilerinin esaslarına u***** seslerin çıkış yerlerine göre düzenlediği Kitâb-ül-Ayn'ı bu alandaki ilk çalışma sayılır. Bu eseri ibn Düreyd'in (öl. 933) Kitâb-ül-Cemhere fi llmi'l-Lûgat'i, El-Cevhe-ri'nin Sahah'ı (Vankulu Lügati bu eserin tercümesidir), İbn Side'nin Muhassas'ı, ibn Munzir'in (1232-1311) Lisân-ül~Arab' Fîrû-zâbâdî'nin (öl. 1414) Kaamûs-ül-MuKi?i (bir öncekinin kısaltılmışıdır; Ahmed Âsim Efendi tarafından Türkçeye çevrilmiştir), Zebîdİ'nin (öl. 1791) Tac-til-arûs'u gibi önemli eserler takıp etti. Düzen bakımından (kelimenin son harfine göre sıralama gibi) pek kullanışlı olmayan bu lügatlerin yerini, daha kullanışlı olanlar almıştır.
• Yazı. Arap yazısı II. veya III. yy.a doğru Nabatîlerden alındı, islâmlığın başlangıcında mükemmelleştirildi ve VIII. yy. da bugünkü şeklini aldı. ülkelere ve ihtiyaçlara göre değişen birçok yazı türü vardır. Ama bunlar birbirinden yalnız harflerin şekli bakımından ayrılır; yoksa harfler (ikisi dışında) değişmez. Bu alfabe başka diller (Farsça, ordu dili, bazen de Berberce) için de kullanılır. Cumhuriyet Türkiye'si 1928 harf devrimiyle arap alfabesini bıraktı.
Bu yazı sisteminin özelliklerinden biri, hemen yalnız ünsüz harflerin ve uzun ünlülerin kaydedilmesi, kışa ünlüleri gösteren işaretlerle başka bazı imlâ işaretlerinin ancak Kur'an'da ve zaman zaman da eski metinlerin ilmî baskılarında kullanılmasıdır.
— Huk. Arapça ezan ve kamet. Türkiye'de ezan ve kamet'in arapça okunmaması 1931 yılında Diyanet İşleri başkanlığının düşüncesi alınarak Bakanlar kurulunca kararlaştırılmış, 1941 yılında 4055 sayılı kanunla, Türk Cz. kn. md. 526'nın değiştirilmesi suretiyle de, ezan ve kamet'in Arapça okunması suç sayılmıştır. 1950 Yılında 5665 sayılı kanunla ezan ve kamet'in Arapça okunması suç olmaktan çıkmıştır.
avatar
Admin
Admin
Admin

Mesaj Sayısı : 76
Tecrübe Puanı : 2147529444
Kayıt tarihi : 20/12/10
Nerden : Top Secret

Kullanıcı profilini gör http://dademir.tk

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz