olay çevresinde oluşan edebi metinler

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek

olay çevresinde oluşan edebi metinler

Mesaj  volki237 Bir Salı Ocak 04, 2011 11:16 pm

OLAY ÇEVRESİNDE GELİŞEN EDEBİ METİNLER
A) Anlatmaya Bağlı Edebi Metinler
Edebi metin, malzemesi dil olan güzel sanat etkinliğidir. Edebi metinler kurmacadır, yani tasarlanarak
üretilen yapıtlardır; anlamları da biçimleri de sanat, güzellik yaratmak amacıyla oluşturulur. Bu, bütün edebi metinlerin ortak özelliğidir.
• Anlatılanla okuyucu arasında mutlaka bir anlatıcı vardır. Sözlü edebiyat döneminde anlatıcı somuttur, yazılı edebiyata geçildiğinde özellikle roman ve öyküde ise anlatıcı soyuttur, var kabul edilerek olaylar onun ağzıyla anlatılmıştır.
• İnsanlar, tarih boyunca başından geçenleri birbirine anlatmıştır. Bu anlatım, yazının kullanılmadığı dönemlerde sözlü geleneğe bağlı olarak nesilden nesile aktarılarak gerçekleştirilmiştir. Böylece masallar, destanlar, halk hikayeleri doğmuştur.
• Yazının kullanıldığı dönemlerde ise edebi metinlerle ilgili özellikler ve kurallar belirginleşmeye başlamış ve buna bağlı olarak mesnevi, manzum hikaye, hikaye ve roman türleri oluşmuştur.

B) Göstermeye Bağlı Edebi Metinler
Tiyatro ve sinemaya özgü bir anlatım biçimidir. Bu sanatlarda önemli olan, olayların sahne ya da perdede
gösterilmesidir, yani bu sanatlar görme duyusuna ilişkindir.
• Göstermeye bağlı metinlerde bir olay, sahne düzenine bağlı olarak topluluk önünde canlandırılır.
• Yazarın dil aracılığıyla ve sahnelenmek amacıyla kaleme aldığı edebi metinlere tiyatro denir.
• Tiyatroda anlatıcı yoktur, yazar eserindeki her şeyi, kahramanları konuşturarak ifade eder.
• Tiyatro, geleneksel Türk tiyatrosu ve modern tiyatro olmak üzere ikiye ayrılır.

Anlatmaya Bağlı ve Göstermeye Bağlı Edebi Metinlerin ortak özellikleri :
a) İnsana özgü bir gerçekliğin kurmacanın imkanlarıyla yorumlanması (kurmaca gerçeklik)
b) Bir olay örgüsünde birleşip bütünleşerek bir araya gelen kişi, mekan, zaman gibi ögeler yardımıyla insana özgü soyut gerçekliğin somutlaştırılmasıdır.

ANLATMAYA BAĞLI EDEBİ METİNLERİ İNCELEME YÖNTEMİ

A) Metin ve Zihniyet

• Zihniyet, bir edebi metnin oluşturulduğu dönemin dini, siyasi, sosyal, ekonomik, askeri, kültürel hayatın
duygu, anlayış ve zevk bütünüdür.
• İnsana özgü etkinliklerin hepsinde bir zihniyete bağlı olmak, yani döneminin dini, siyasi, sosyal… hayatını
yansıtmak söz konusudur.
• Her edebi ürün gibi anlatmaya bağlı edebi ürünler de içinde bulunduğu döneme tanıklık eder ve ayna
tutar.
• Destanlarda öne çıkarılan fiziki gücü ve olağanüstülükleri destanların oluşturulduğu zaman dilimindeki
hakim zihniyetten, yani ancak fiziki gücü olanların yaşama şansına sahip olduğu bir dünyadan ayrı düşünmek mantıklı değildir.
• Masallarda da durum farklı değildir. Olağanüstü güçlerin yönlendirmesi, akıl almaz ve ilgi çekici olaylar
dizisi masallarda her an karşılaşabileceğimiz özelliklerdir. Destan ve masallarda gözlem ve deneyim değil tasarı ve kabuller ön plandadır. Destanlar, kavimlerin ilk dönemlerine özgü zevk ve anlayışı dile getirir.

B) Yapı
Her edebi metin gibi anlatmaya bağlı edebi metinler de bir plana göre oluşturulur. Bu planda yer alan
unsurlar (olay örgüsü, kişiler, zaman, mekan) tek başlarına çok önemli değildir; önemli olan yazarın bunları kurmaca dünyasında edebi bir metne, yani bir bütün haline dönüştürebilme becerisidir.





1. Olay Örgüsü :
• Olay, herhangi bir ilgi ile bir arada bulunan şahıs kadrosunu oluşturan kişilerin en az ikisinin karşılıklı ilişkisinin sonucudur.
• Anlatmaya ve göstermeye bağlı edebi metinler bir olay çevresinde gerçekleşir. Olay örgüsü ile yaşanmış olay farklıdır.
• Olay örgüsünün yaşanması mümkün değildir, olay örgüsü, okuyucuda ya da dinleyicide estetik etki uyandırmak amacıyla düzenlenir. Gündelik hayatta yaşanan olayların anlatılmasında estetik etki değil, gerçekliği dile getirmek esastır.
• Edebiyat, somut gerçeklikten, olmuş ya da olabilecek olaylardan yararlanabilir ancak bu gerçekliği olduğu gibi yansıtmaz, insana özgü gerçeklik aracılığıyla değiştirir, kurgular.
• Olay örgüsü kişilere bağlı olarak gelişir, bir mekanda gerçekleşir, belli bir zaman diliminde oluşur ve bir anlatıcı tarafından aktarılır.
2. Kişiler
• Kişiler, olayın ve olay örgüsünün ortaya çıkmasını sağlar. Edebi metinlerde kişiler, taşıdıkları özelliklere göre
tip ya da karakter oluştururlar.
• Tip : Belirli bir mesleği, zihniyeti ya da çevreyi temsil eden, kalıplaşmış davranışlar ve konuşmalar sergileyen, aynısı ya da benzeri başka eserlerde de karşımıza çıkabilecek kahramanlara denir. tipler ya tamamen iyi ya da kötüdür, yani tek yönlüdür. Bunlar belli bir grubun tipik özelliklerini belirgin ve abartılı biçimde üzerlerinde toplarlar. Örneğin ; Recaizade M.Ekrem’in Araba Sevdası romanında Bihruz Bey, Batılılaşmanın yanlış anlaşılmasını sergileyen bir tiptir. Eserde Bihruz Beyin şahsında o günkü Batılılaşma sevdalıları belirgin nitelikleriyle ortaya konmuş ve eleştirilmiştir.
• Karakter : Duygu, düşünce, konuşma ve davranış yönüyle bireysel özellikler gösteren, kendine özgü kişilik özellikleriyle diğer insanlardan ayrılan, yer aldığı eserin olay örgüsü ve içeriği ile birlikte ele alınıp çözümlenebilen bu bakımdan başka eserlerdeki benzerlerinden ayırt edilebilen kahramanlara denir. karakterler tek yönlü değildir. Farklı davranış özellikleri sergilerler.

3. Zaman
Olay örgüsünün gerçekleştiği süreye denir. Bazen geriye dönüşlerle verilen bu zaman dilimine olay zamanı, bunun dışında anlatıcının olayı anlatma zamanı vardır ki buna da anlatma zamanı ya da kurgu zamanı denir.
4. Mekan
Anlatmaya bağlı edebi metinlerde olay örgüsünün gerçekleştiği yerdir. Her türlü yer ve çevre, edebi esere mekan olarak seçilebilir.

C) Tema

• Bir sanat eserinin merkezinde yer alan temel duygu ve düşünceye tema denir. Olay örgüsünü oluşturan parçalar arasındaki çatışma bizi metnin temasına götürür, yani tema, metindeki temel çatışmanın en kısa ifadesidir.
• Her tema, yazıldığı dönemin sosyal ve kültürel problemleriyle ve yaşama biçimiyle ilgilidir.
• Her olay, aslında insanın özlem, arzu, istek, hayal.. istekleri sonucunda doğar. Bu durum bir kavgayı, zıtlığı ya da bir sorunla karşılaşmayı da beraberinde getirir. Edebi metinlerde temel çatışmanın öz bir şekilde ifade edilmesi temayı oluşturur.

D) Dil ve Anlatım
• Bir duyguyu, düşünceyi söz ya da yazıl ile bildirmeye, ifade etmeye anlatım denir. İnsanlar, anlatmayı ve anlamayı dilin olanaklarıyla gerçekleştirir. İnsanların iletişimde kullandıkları dil, doğal dil yani konuşma dilidir.
• Günlük konuşmalarda dil genelde göndergesel işlevde kullanılır. Anlatılmak istenen doğrudan anlatılır. İleti, doğrudan yansıtıldığı için sözcükler gerçek anlamlarıyla kullanılır, şiirsel anlatıma, mecaz ve imgelere yer verilmez.
• Edebi metinlerdeki dil, bilinen özellikleriyle kullanılmaz. Kaynağı doğal dildir fakat doğal dilden farklı kullanılır. Yan anlamlarla, dönemin zevk ve anlayışına göre zenginleştirilerek kullanılır.
• Anlatmaya bağlı metinlerde yazar, anlatma görevini kendisi yapmaz bir anlatıcıya verir. Anlatıcı, olayları okura aktaran, anlatan kurmaca bir kişidir. Anlatıcı, olayları okuyucuya aktarırken kendine özgü bir bakış açısı geliştirir. Anlatıcının durumuna bağlı olarak üç tip bakış açısı vardır :

İlahi Bakış Açısı :
Anlatıcı, olayların içerisinde yer almamasına rağmen kahramanların düşüncelerini, ruhsal durumlarını, niyetlerini bilir ya da sezer ; geçmişlerini ve geleceklerini bilir, her zaman ve her yerdedir.
Aynı anda farklı yerlerde oluşan olayları betimler. Kısaca olayın tüm ayrıntılarını, görünen ve görünmeyen tüm yönlerini bilmektedir. Üçüncü tekil kişili anlatım egemendir.
Kahraman Anlatıcı Bakış Açısı :
Anlatıcı, aynı zamanda metnin asıl kahramanlarından biridir. Olaylar bu kişi tarafından okuyucuya aktarılır.
Kahraman anlatıcının bakış açısına sahip anlatıcı, ilahi bakış açısına sahip anlatıcıdan farklı olarak sadece bildiklerini, gördüklerini ve duyduklarını okuyucuya aktarır. Bilmediklerini anlatma durumu yoktur. Birinci tekil kişili anlatım kullanılır.
Gözlemci Anlatıcının Bakış Açısı :
Anlatıcı, olay örgüsünde çok fazla ön plana çıkmayan ya da hiç yer almayıp da olayları sadece gözleme bağlı olarak yansıtan kişidir. Bu kişi, gördüğünü, duyduğunu nesnel ve tarafsız bir biçimde anlatır. Bu bakış açısında, kahramanların düşünceleriyle ilgili bilgilere ve öznelliğe yer verilmez. Burada esas olan, olayları kamera gerçekliğiyle aktarma ve göstermedir.
E) Metin ve Gelenek
• Bir toplumda eskiden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlara gelenek denir.
• Her metin, kendi tarzında, daha önce yazılmış metinlerden yararlanır. Olay çevresinde oluşan edebi metinlerde de daha önce yaşamış sanatçıların yapıtları, düşünceleri, sosyal ve kültürel ortamların farklı söyleyiş ve özellikleri geleneği oluşturur.
F) Anlama ve Yorumlama
• Bir metni yorumlayabilmek için o metni anlamak gerekir. Anlamak için de o eserin temasını belirlemek, olay örgüsünü çözümlemek, metnin hangi zihniyet dünyası içinde, hangi geleneğe bağlı olarak oluşturulduğunu bilmek, sözcüklerin metinde kazandıkları yan anlamları belirlemek gerekir.
G) Metin ve Yazar
• Yazar, yaşadıklarından, gördüklerinden ya da döneminin sosyal gerçeklerinden yararlanabilir ancak bu yararlanma, sanatın gerçekliği çerçevesindedir, yani yaşanan gerçeklik kurgulanarak, değiştirilerek metne yansıtılır.
• Olay çevresinde oluşan edebi metinlerde belge niteliğinde yaşanmışlık yoktur. Ancak yaşananlardan etkilenme söz konusudur.
DESTAN (EPOPE)
• Destanlar, ulusların başlarından geçen savaş, göç, doğal afet.. gibi önemli olayları ve bu olaylarda kahramanlık gösterenleri, olağanüstü nitelikler taşıyacak şekilde anlatan uzun manzum hikayelerdir.

• Ulusları derinden etkileyen tarihi ve sosyal olayları konu alan destanlar, ulusların ilk dönemlerine ait olup toplumun ortak hafızasında zenginleştirilerek günümüze kadar taşınmıştır.
• Bilimin ve aklın toplum hayatına henüz tam olarak hakim olmadığı ilk çağlarda ortaya çıkmış sözlü edebiyat ürünleridir.
• Bütün dünya edebiyatlarının başlangıç eserleri olan destanlar, bütün bir milletin ortak mücadelesini ortak değerler, kurallar, anlam bütünlüğü içinde yorumladığı ve yaşatıldığı toplumun geçmişini ve geleceğini temsil ettiği için dünya edebiyatının en ulusal eserleri olarak kabul edilir.
• Destanlar, oluşturulma biçimlerine göre ikiye ayrılır :

Doğal Destanlar :
a) Toplumları derinden sarsan bir olaya bağlı olarak kendiliğinden oluşan ve toplumun ortak malı (anonim) olan destanlardır. Yazının henüz kullanılmadığı dönemlerde doğmuş ve sözlü geleneğe bağlı olarak nesilden nesile aktarılmıştır.
b) Halkın ortak kültür ürünleridir.
c) Nazım-nesir karışık olarak destanlar da vardır ancak genelde manzumdur.
d) Gerçek ve gerçek dışı unsurlar iç içedir.
e) Kahramanlar, fiziksel ve karakter özellikleriyle olağanüstü özellikler de taşırlar.
f) Gerçek bir olaya bağlı olarak doğduğundan destanlarda anlatılan olayların zamanı aşağı yukarı bellidir.
g) Çok uzundur.
Doğal destanların oluşum aşamaları
1. Çekirdek Olay (oluş dönemi )
Bir ulusu derinden etkileyecek, savaş, doğal afet, deprem.. bir olayın ortaya çıkmasıdır.

2. Yayılma Dönemi
Toplumu derinden etkileyen bu olay karşısında insanları bu zor durumdan kurtaracak olağanüstü özelliklere sahip bir kahraman ortaya çıkar. Bu olaylar, sözlü geleneğe bağlı olarak kuşaktan kuşağa aktarılır. Çıkış noktası itibariyle gerçekliğe dayanır ancak sözlü geleneğe bağlı olarak yayılırken olağanüstü ve gerçek dışı unsurlar destanlara eklenir.

3. Derlenme dönemi
Destan, yazının kullanılmaya başlandığı dönemde bir halk ozanı tarafından derlenip şiirselleştirilir. Bu aşamada derlemeci de aslında destanda bulunmayan bazı unsurları destana ekleyebilir.
Yapma Destanlar :
• Bir ozanın, toplumu etkileyen bir olayı destan kurallarına bağlı olarak yazmasıyla oluşan destanlardır. Yakın çağlarda oluşturulan bu destanların yazarları bellidir. Yazarının üslup özelliklerini yansıtır.









Doğal destanlar

Yapma destanlar

Türk destanları

Dünya destanları
Türk destanları
Dünya destanları
A) İslamiyetin kabulünden önce
1. Altaylara ait destan - Yaratılış Gılgamış (Sümerler) Çanakkale Destanı(Fazıl Hüsnü Dağlarca) Henriade (Voltaire-Fransız)
2. Sakalara ait destanlar
a. Alp Er Tunga b. Şu
İlyada ve Odysseia (Yunan)
Çanakkale Şehitleri Destanı (Mehmet Akif Ersoy)
Kaybolmuş Cennet (Milton-İngiliz)
3. Hunlara ait destanlar
a. Oğuz Kağan
b. Atilla
Şehname (İran)
Üç Şehitler Destanı (Fazıl Hüsnü Dağlarca)
Kurtarılmış Kudüs
(Tasso- İtalyan)

4. Göktürk destanları
a. Bozkurt
b. Ergenekon
Kalevela (Fin)
Kuvayı Milliye Destanı
(Nazım Hikmet)

Çılgın Orlando
(Aristo-İtalyan)
5. Uygurlara ait destanlar
a. Türeyiş
b. Göç
Mahabarata ve Ramayana (Hint)

İlahi Komedya
(Dante- İtalyan)
İslamiyetin Kabulünden Sonra
Chonsen de Roland
(Fransız) Aeneis
(Vergilius-Latin)
1. Satuk Buğra Han (Karahanlılar)

Niebelungen (Alman)
2. Manas (Kırgız) İgor (Rus)
3. Battal Gazi Şinto (Japon)
4. Cengiz Han destanı La Cid (İspanya)
5. Danişmentname Boewulf (İngiliz)
6. Köroğlu destanı




MASAL :
Genellikle halkın yarattığı, hayale dayanan, sözlü gelenekte yaşayan, çoğunlukla insanlar, hayvanlar ile cadı, dev, peri gibi varlıkların başından geçen olağanüstü olayları anlatan edebi türdür.
• Gerçekte var olmayan, hayali olaylar üzerine söylenir.
• Söyleyeni belli değildir, yani masallar anonim ürünlerdir.
• Yer ve zaman kavramları belirsizdir.
• Olağanüstü ögelere yer verilir.
• İyi-kötü, alçakgönüllü-gururlu gibi karşıt durumların temsilcisi olan kişilerin mücadeleleri işlenir.
• Masal kişileri : İnsanlar, hayvanlar, cin, dev, peri.. gibi varlıklardır.
• Masallarda ulusal ve dini niteliklere yer verilmez.
• Genelde didaktik (eğitici) nitelik taşır.
• Belli bir üslupla söylenir. Kalıplaşmış ifadeler yer alır.
• Günümüzde söyleyeninin belli olduğu yapma masallar da vardır.
Destanlarla Masalların Farkı
• Destanlar belli bir gerçekliğe dayanır, masallarsa tamamen hayal ürünüdür.
• Destanlar ulusal nitelik taşır, masallarsa evrensel değerlere bağlı olarak oluşur.
• Masallarda padişahlardan, saraylardan söz edilmesi bu ürünlerin yerleşik hayata geçmiş toplumların ürünü olduğunu göstermektedir. Destanlar ise daha eski dönemlere aittir.
HALK HİKAYELERİ
• Aşk, kahramanlık gibi konuları nazım ve nesir olarak aşıkların saz eşliğinde anlatıp söylemeleridir.
• Hikaye türünün en eski ve ortak olanlarıdır. (anonim)
• Oluşum şekilleri yönüyle destanlara benzer. Önce toplumu etkileyecek bir olay olur, bu olay sözlü geleneğe bağlı olarak saz eşliğinde nesilden nesile aktarılır. Bu aktarma sırasında hikayeleri anlatanlar hikayenin bazı kısımlarına türkü eklerler.
• Sonunda da saz şairleri, bir olay etrafında oluşan ve anlatmaya bağlı bu ürünleri düzenleyerek halka açık yerlerde anlatır.
• Masallarda zaman hayalidir ancak halk hikayelerinde zaman (belirsiz olmasına karşın) gerçektir.
• İyiler her zaman iyi, kötüler ise her zaman kötüdür; kişiler tek yönlü oldukları için tip özelliği taşır.
• Anlatıcısı her şeyi gören, bilen ilahi bakış açısına sahiptir.
• Hikayeleri anlatan aşıklara Kıssahan denir. Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Arzu ile Kamber, Tahir ile Zühre..
Kapsamlarına göre halk hikayeleri :
a) Tek bir olay çevresinde örülmüş, basit yapılı, anlatımı yaklaşık iki saat süren hikayelerdir. Bunlar çoğunlukla konularını bir efsaneden, masaldan ya da gerçek yaşamdan alır.
b) Kahramanları kalabalık ve konuları art arda sıralanmış olaylardan oluşan uzun hikayelerdir.
Konularına göre halk hikayeleri :
a) Aşk hikayeleri
• Aşık geleneğinin tüm özelliklerini en iyi yansıtan hikayelerdir.
• Kahramanları kimi zaman gerçekten yaşamış olan aşıklardır ve hikayenin konusu da onların yaşam öykülerinden alınmıştır. (Aşık Garip, Ercişli Emrah..)
• Kimi zamanda kahramanlar masal, destan, tarih gibi kaynaklardan esinlenerek yaratılır. Bu türlerde hayal ürünü ögeler, gerçekçi ayrıntılarla birleştirilerek anlatılır. ( Yaralı Mahmut, Arslan Bey, Elif ile Mahmut..)
b) Kahramanlık hikayeleri
• Konusu kahramanlık olan hikayelerin en ünlüsü Köroğlu’dur. 24 kol tutarındadır.

Halk hikayelerimizin özelliklerini şöyle sıralayabiliriz :
1. Hikayelerin kendine özgü, hayat olaylarının üstünde bir mantıkları vardır. Bu mantık, idealist ölçülerle şekillenmiş bir hayat anlayışını sergiler.
2. Bu idealist hayat anlayışı içinde yine kendine ait özellikleriyle şekillenmiş olan bir kişiliği yaşayan tipler vardır.
3. Hikayelerdeki kahramanı istenen sonuca götürecek motifler vardır.
4. Genellikle hikayelerin temasını “ güzellik tutkusu ve yüceltilmiş fikir gücü “ oluşturur.
5. Hikayelerde genellikle zamanın ve mekanın sınırları verilmemiştir.
Halk Hikayelerinin Şekil Özellikleri :
1. Nazım-nesir karışımı bir yapıya sahiptir. Anlatım, betimleme, olaylar : mensur, duygu ve heyecanı anlatan bölümler : manzum olarak söylenir.
2. Hikayelerin girişinde masallarda olduğu gibi kalıplaşmış ifadeler vardır. ( Efendim, olsun deminiz, olmasın geminiz, hayra dönsün serenceminiz.)
3. Hikayelerin sonu da dua ile biter. ( hekayemiz burada menziline yetdi. Allah darda galanları, murad üstünde olanları muradına kavuştursun. )
4. Hikayelerin içinde masal, efsane, dua, bilmece… örneklerine rastlanır.
Halk Hikayelerinin Muhteva Özellikleri :
1. Konular, genellikle aşk ve kahramanlıktır.
2. Olaylar, gerçek ya da gerçeğe yakındır.
3. Kahramanların başından geçen olaylarda olağanüstülük vardır.(sınırlıdır)
4. Kahramanlar genelde tek olup olağanüstü bir şekilde dünyaya gelirler.
5. Kahramanlar, genelde bade içerek ( aşık garip, kerem ile aslı ), aynı evde büyüyen kahramanlar kardeş olmadıklarını öğrenince ( arzu ile kamber, tahir ile zühre ) resme bakarak, ilk görüşte aşık olurlar.
6. Kahramanın en büyük yardımcısı Hz. Hızır’dan sonra attır.
7. Genellikle mutlu sonla biter. Kahramanlar tarafından yapılan dua ve beddualar mutlaka gerçekleşir.

Modern hikayelerle Anonim Halk Hikayeleri
1. Anonim halk hikayelerindeki ideal hayat anlayışı, modern hikayelerde yer almaz. Modern hikaye,hayatın her yönüne değinir. İyi, kötü, güzel, çirkin yeri gelince ve seçilen konuya göre birinci derece ön plana çıkar. Her çeşit insan vardır. Anonim hikayelerde ise daha çok idealleştirilmiş tipler ve tutkular sahnededir.
2. Anonim hikayelerdeki zaman ve mekan genişliğini de modern hikayelerimizde göremiyoruz.

EFSANE

Eskiden beri söylenegelen, anlatısı içinde olağanüstü olaylara ve kişilere yer veren, düzdeyiş biçiminde ve konuşma diliyle oluşturulmuş, üslup kaygısından uzak, hayali öykülerdir.

• Olabilirlik açısından destana yaklaşır ; yani efsanelere inanılır. Bu yönüyle masaldan ayrılır.

• Destanların ve efsanelerin tarihsel bir gerçekten kaynaklandığına, kuşaktan kuşağa aktarılırken olay ve kahramanlarının olağanüstü niteliklerle süslendiğine inanılır.
• Destandan farkı ise efsanelerin düzdeyiş biçiminde, destanların ise şiir biçiminde oluşturulmasıdır.

DEDE KORKUT HİKAYELERİ
( Kitab-ı Dede Korkut Ala Lisan-ı Taife-i Oğuzhan – Oğuz Boyunun Diliyle Dede Korkut )
14. yüzyıl sonlarıyla 15. Yüzyıl başlarında Doğu Anadolu’da Oğuz Türkleri arasında yaygın olarak anlatılan hikayelerdir. Dede Korkut’un bu hikayeleri söyleyen mi, derleyen mi olduğu belli değildir.
* 14. Yy’ın sonlarında ya da 15. Yy’ın başlarında yazıya geçirilmiştir.
* On iki destansı hikaye ve bir önsözden oluşur.
* Yazarı ve söyleyeni belli değildir.
* Destan geleneğinden Halk hikayeciliğine geçiş döneminin ürünüdür.
* İslamiyet öncesi Türk destanlarının hikayeleştirilmiş biçimleri olduğu düşünülmektedir.

* Hikayelerin sekizinde Doğu Anadolu’da İslamlığı yeni kabul etmiş Oğuz Türklerinin çevredeki tekfurlarla (hırıstiyan beyleri) yaptıkları savaşlar, ikisinde Oğuzların kendi aralarındaki çatışmalar, birinde Deli Dumrul’un Azraille serüveni, diğerindeyse Basat’ın Tepegöz adlı devi öldürmesi anlatılır. Yunan mitolojisindeki kahramanlarla benzerlikleri vardır.

* Birçok öyküde aynı kahramanın bulunması, olayların aynı çevrede geçişi, Dede Korkut’un her öyküde ortaya çıkışı öykülerin birbiriyle ilgisini gösterir.

* Oğuzların inançları, yaşayışları, gelenekleri dile getirilir. (aile bağı, doğa sevgisi, doğrulur, yoksul giydirmek..)

* Hikayelerde Tanrı sevgisi, peygambere bağlılık, yiğitlik, konukseverlik, evlat sevgisi, kıskançlık gibi temalar işlenir.
* Anlatılan bölümler nesir, karşılıklı konuşmalar nazım ağırlıklıdır.

* Eserde birtakım klişeleşmiş sözcükler kullanılmıştır. ( attan aygır, deveden buğra, koyundan koç kırdırdı.)

* Doğrudan doğruya halk ağzından derlenmiştir. Öykülerin dili o yüzyılda Anadolu’da konuşulan Türkçe’dir. Çok az sayıda Arapça ve Farsça sözcüğe rastlanır. Bunlar dinsel sözcüklerdir.

* Anlatım canlı, hareketli ve akıcıdır. Konuya uygun sözcükler ustalıkla kullanılmıştır.

* Seci ve aliterasyonlara yer verilmiştir.

* Eserde benzetmeler vardır. Sözdiziminin Türkçe’ye uygunluğu yanında, anlatım tekniği de kusursuzdur. Gereksiz betimlemelerden kaçınılmıştır. Türk kültürü açısından eşsiz bir kaynaktır.

* İki el yazma nüshası vardır.
MESNEVİ
• Her beyti kendi içerisinde uyaklı olan ve olay çevresinde gelişen anlatmaya bağlı en önemli divan edebiyatı nazım biçimidir.
• “ İkili” anlamına gelmektedir ve edebiyatımıza İran edebiyatından geçmiştir.
• Uzun soluklu olayların anlatılması için yazıldığından divan edebiyatının manzum romanları olarak kabul edilir.

• Bu nazım şekliyle özellikle ;
Aşk konusu : Leyla vü Mecnun (Fuzuli), Yusuf ile Züleyha (Taşlıcalı Yahya), Cemşid ü Hurşid (Ahmedi).. Destanlar : Şehname (Firdevsi),
Didaktik konular : Hayriye (Nabi),
Dini ve ahlaki konular : Mesnevi (Mevlana), Hüsn ü Aşk (Şeyh Galip), Mevlid (Süleyman Çelebi) işlenmiştir.

• Aynı vezinde ve her beyti kendi arasında uyaklıdır. (aa,bb..)
• Her beytin kendi içinde uyaklı olması, mesnevilerde yazma kolaylığı sağlamıştır ve bundan dolayı çok uzun yazılabilmiştir.

• Beyitler arasında konu birliği vardır.
• Beş mesneviden oluşan eserlere Hamse denir. (Ali Şir Nevai, Taşlıcalı Yahya, Nevizade Atayi)

• Türk edebiyatının ilk uzun mesnevisi 11. Yüzyılda Yusuf Has Hacip’in yazdığı Kutadgu Bilig adlı eserdir.

• Başlıca mesnevilerimiz :
Kutadgu Bilig – Yusuf Has Hacip Garibname – Aşık Paşa
Risaletün Nushiyye – Yunus Emre Yusuf u Zeliha – Şeyyad Hamza
İskendername, Cemşid ü Hurşid – Ahmedi Mevlid – Süleyman Çelebi
Mantıkut Tayr – Gülşehri Harname, Hüsrev ü Şirin – Şeyhi
Leyla vü Mecnun, Beng ü Bade – Fuzuli Hayriye, Hayrabad, Surname – Nabi
Hüsn ü Aşk – Şeyh Galip


MANZUM HİKAYE
• Kişiler, zaman ve mekan etrafında gelişen, olay örgüsünü şiir şeklinde anlatan nazım biçimidir.
• Genelde sosyal ve ahlaki olaylar işlenmiştir.

• Özellikleri :
a) şiirin nesre yaklaştırılması
b) anlamın beyit dışına taşması
c) konuşma cümlelerinin bulunmasıdır.
d) Öğretici (didaktik) bir nitelik taşır.
e) Kişiler, zaman-mekan etrafında gelişen olay örgüsü vardır.

• Türk edebiyatında Tanzimat sonrasında gelişen bu türün en güzel örneklerini Tevfik Fikret ve Mehmet Akif Ersoy vermiştir.




Masal ve Halk Hikayeleri
Benzerlikler :

• Sözlü edebiyat ürünleridir.
• Yapı unsurları bulunur. (olay-kişiler-yer-zaman)
• Anonimdir. (ancak son zamanlarda söyleyeni belli olanları da vardır.)
• Padişahlardan, saraylardan söz edilmesi bunların yerleşik hayata geçmiş toplumların ürünü olduğunu gösterir.
• Sonunda iyiler kazanır, ödüllendirilir; kötüler cezalandırılır. Kişiler tek yönlü olduğu için tip özelliği taşır.
• (Tekerleme, son)
• Anlatıcı, her şeyi gören, bilen ilahi bakış açısına sahiptir.

Farklılıklar :
1. Masallar evrensel nitelik taşır, halk hikayeleri ise ulusal-dini nitelik taşır.
2. Masalda zaman-yer unsurları belirsizdir. Halk hikayelerinde zaman belirsiz olmasına rağmen gerçektir.
3. Masallar, genelde kadınlar tarafından çocuklara anlatılır, halk hikayelerinde usta anlatıcı kabul edilen aşıklar tarafından her sınıf ve yaştan insana anlatılır.
4. Masallar, didaktik (eğitici) nitelik taşır, diğerinde eğitici yön yoktur.
5. Halk hikayeleri ile masal şeklen birbirinden farklıdır. Masallar ya tamamen nesirle, ya da tamamen nazımla kurulmuşlardır. Halk hikayeleri ise nazım-nesir karışıktır.
6. Hikayelerde gerçek hayat ön plandadır. Olağanüstülük bir süs olarak ikinci plandadır. Masallarda ise olağanüstülük öne çıkar.
7. Masalda hayali kahramanlar vardır, halk hikayelerinin kahramanları gerçeğe yakındır.
8. Masallarda miş’li geçmiş zaman kullanılırken diğerinde farklı zaman kipi kullanılabilir.

Masal ve Destan
Benzerlikler
1. Sözlü edebiyat ürünleridir.
2. Anonimdir. (söyleyeni belli değil.)
3. Yapı unsurları bulunur. (olay-kişi-yer-zaman)
4. Olaylar ve kahramanlar olağanüstü nitelikler gösterir.
5. Anlatıcı, her şeyi gören, bilen ilahi bakış açısına sahiptir.





Masal ve Destan Arasındaki Farklılıklar
1. Masalda hayali kahramanlar vardır, destanlardaki kahramanların gerçeklik payı vardır.
2. Gerçek dışı olaylar yer alır, destanlarda olayın merkezini oluşturan gerçeklik vardır.
3. Masalda zaman-yer belirsizdir, destanda zaman belirsiz olmasına rağmen gerçektir.
4. Masallar nesirle kurulurken, destanlar nazım-nesir karışık kurulur.
5. Masallar, evrensel nitelik taşır, destanlar dini- ulusal nitelik taşır.
6. Masallarda padişahlardan, saraylardan söz edilmesi bunların yerleşik hayata geçmiş toplumların ürünü olduğunu gösterir. Destanlar ise daha eski dönemlere aittir.
7. Belli bir üslupla söylenir. Kalıplaşmış ifadeler yer alır. Destan dilinde mitolojik unsurlar vardır.
8. Masallar didaktik (eğitici) nitelik taşır, destanlar eğitici nitelik taşımaz.
9. Masalların planı (tekerleme-döşeme-olay-dilek), destanın planından (çekirdek olay-yayılma-derlenme) farklıdır.
10. Masallarda miş’li geçmiş zaman kullanılır, destanlarda farklı zaman kipleri kullanılabilir.
Destan ve Halk Hikayeleri
Benzerlikler
• Sözlü edebiyat ürünleridir. Oluşum şekilleri benzer.Toplumu etkileyen bir olay, sözlü geleneğe bağlı olarak nesilden nesile aktarılır.
• Anonimdir.
• Olayın merkezini oluşturan gerçeklik vardır.
• Yapı unsurları vardır. (olay-kişi-yer-zaman)
• Anlatıcı, her şeyi gören, bilen ilahi bakış açısına sahiptir.
• Belli bir üslupla söylenir. Kalıplaşmış ifadeler vardır.
• Nazım- nesir karışık kurgulanır.
• Dışa dönük ve çok hareketli bir topluluk sergilenir. (hareketli hayat)
• İki türde de kahramanların kişilikleri toplumun düzenine yön veren değer hükümlerine dayanır.
• Birinci derecedeki kahramanlar idealist tiplerdir ve üstün özelliklere sahiptir.
• Hikaye motifleriyle destan motifleri arasında da ortak olanlar vardır. bozkurt, at tip ve motiflerini aynı özellikleriyle birçok hikayelerimizde görebiliyoruz. Destanlarımızda olduğu gibi hikayelerimizde de at, kahramanın bir arkadaşıdır.
• Zaman ve mekan konusunda bu iki tür masala kıyasla birbirine yaklaşır. Masalda mekan hayalidir. Hikayede mekan, merkezin etrafında içten dışa doğru sınırları genişleyen uzak ülkelerdir. Hikayelerdeki ülke uzak ya da yakın olsun bilinen coğrafyanın dışında değildir.
• Usta anlatıcı kabul edilen aşıklar tarafından her sınıf ve yaştan insana anlatılır.
• Ulusal- dini nitelikler taşır.



Farklılıklar
1. Destandaki “Alp” tipinin yerini halk hikayelerinde “Aşık” alır.
2. Halk hikayelerindeki olağanüstü unsurlar, destanlara göre daha sınırlıdır.
3. Destanlar, halk hikayelerine göre daha eski dönemlere aittir. (göçebe-yerleşik)
4. Halk hikayelerinde hem masal, hem destan unsurları yer alır.

Mesnevi – Halk Hikayeleri

Farklılık Benzerlik
1. Anonim değil , ferdidirler. - Yapı unsurları vardır. (olay-kişi-yer-zaman)
2. Mesnevinin dili, halkın dili değildir. - Tema (aşk, sevgi..) benzer.
3. Manzum ve mevzundurlar. (vezinli)

Manzum Hikaye- Halk Hikayeleri
Farklılık
• Biri sözlü edebiyat ürünü, diğeri yazılı edebiyat ürünüdür.
• Manzum hikayenin yazarı bellidir, halk hikayeleri anonimdir.
• Manzum hikaye daha yakın bir zamana aittir.(Tanzimat dönemi)
• Manzum hikaye nazımla, halk hikayeleri nazım-nesir karışık kurulur.
• Manzum hikayede sosyal ve ahlaki olaylar işlenir, halk hikayelerinde kahramanlık ve aşk işlenir.
• Olaylar ve kahramanlar gerçek nitelikler taşır. (olağanüstü nitelik yoktur.)
• Manzum hikaye bir şair tarafından halk hikayeleri ise halk tarafından oluşturulur.
• Manzum hikayede üslup kaygısı vardır. Diğerinde halk dili kullanılmıştır.
• Manzum hikaye didaktik (eğitici) bir nitelik taşır, halk hikayeleri taşımaz.
Benzerlik
• Kişiler, yer ve zaman etrafında gelişen olay örgüsü vardır.
• Konuşma cümleleri (diyalog) bulunur.

Halk hikayelerimizdeki Motifler :
1. Zürriyet motifi : ( elma, adaklar, cami, çeşme, hayat )

2. Aşkı, sevgiyi geliştiren motifler : ( resim, ayna, rüya )

3. Kişiliği gizleme motifleri : ( kellik, çobanlık, sandık )
4. Mukavemet motifi : ( bağ, düğüm, halı, dokuma, köşk-saray yaptırma, yedi yıl zaman isteme )
5. Ölümü temsil eden motif : ( kanlı gömlek )
6. Kuvvet motifleri : (tüy, hançer, kılıç )
7. Üzüntü ve Iztırap motifleri : ( körlük )
8. Tanınma motifleri : ( yüzük, tarak, resim, mendil, çalgıcı tipi )




HİKAYE (ÖYKÜ)

• Yaşanmış ya da yaşanabilecek olayların okuyucuya estetik zevk verecek şekilde kurgulanmasıyla oluşan kısa
yazı türüdür.
• Öyküde bir olay ya da durum ; kişi, yer ve zamana bağlı olarak ele alınır. Kısa yazılar olduğu için bu unsurlarda da ayrıntıya girilmez.
• Özellikleri :
A) Yalın bir olay örgüsüne sahip olması
B) Genellikle önemli bir olay ya da sahne aracılığıyla tek ve yoğun bir etki uyandırması
C) Az sayıda karaktere yer vermesi
D) Olayların bir sonuca bağlanma koşulunun olmaması

• Dünya edebiyatında Rönesans’tan sonra G. Boccacio (Bokasyo) “Dekameron Öyküleri” adlı eseriyle öykü türünün ilk örneğini vermiştir.

• 18.yy’da Voltaire, öykü türünde ürünler vererek insan dışı yaratıkları ve olmayacak olayları da öykülere taşır.
• Asıl öykü, 19. Yüzyıl sonlarında realistlerle başlar. Alphonse Daudet (Alfons Dode), Guy De Maupassant (Mopasan) gibi Fransız yazarlar öykü türünün önemli örneklerini vermiştir.

• Türk edebiyatında Batılı anlamda öykü 1870’ten sonra görülmeye başlar. İlk öykü denemesi, Emin Nihat’ın Müsameretname’sidir. (1873) On iki parçadan oluşan bu eser, uzun kış gecelerinde eş ve dostun anlattığı öyküler biçimindedir. Bu yönüyle Binbir Gece Masalları ve Dekameron Öykülerini hatırlatır.
Batılı anlamda ilk öykü örneklerini Ahmet Mithat Efendi, Letaif-i Rivayat (1880-1890) adlı eseriyle vermiştir.
• Samipaşazade Sezai Küçük Şeyler ile Nabizade Nazım da Karabibik adlı eseriyle bu türün ilk örneklerini vermişlerdir.
• Batı tarzı öykünün ilk olgun örneklerini Servet-i Fünuncular vermiştir. Halit Ziya Uşaklıgil, Hüseyin Cahit Yalçın, Mehmet Rauf gibi yazarlar Maupassant tarzında öyküler yazmışlardır.
• İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra gelişen yeni edebiyat akımıyla birlikte öyküde toplumsal ve siyasi sorunlar işlenmeye başlandı.
Türkçede yabancı sözcüklerin ayıklanması, yazımda konuşma dilinin hakim olması, taşra yaşamının gerçekçi bir üslupla edebiyata taşınması gibi özelliklerle bilinen bu dönemde Ömer Seyfettin, Türk öykücülüğünde yeni bir çığır açtı. Onu Halide Edip Adıvar, Reşat Nuri Güntekin, Refik Halit Karay izledi.
Sonraki zamanlarda alışılmışın dışında bir öykü dünyası kuran Sait Faik, Halikarnas Balıkçısı, Orhan Kemal, Sabahattin Kudret Aksal, Kemal Bilbaşar, Kemal Tahir, Tarık Buğra, Memduh Şevket Esendal, Sevinç Çokum, Bekir Yıldız, Fakir Baykurt, Mustafa Kutlu, Necati Cumalı, Adalet Ağaoğlu gibi yazarlar öykü türünde eserler vermişlerdir.
Cumhuriyet dönemi hikayeciliği her bakımdan olağanüstü bir gelişme gösterir. Cumhuriyetin ilanından sonra geçmişin eleştirisi, tepki, içinde yaşanılan toplumsal çerçevenin dışında bir Türkiye yapmak isteği, halkçılık anlayışı bu dönem hikayeciliğimizin genel karakterini yaratır. Hiçbir dönemde Cumhuriyet dönemi kadar, hikaye kitabı yayınlanmamıştır. İnsana karşı duyulan sonsuz sevgi, acıma duygusu, sanat, gerek iç gerekse dış yapı üstünlüğü en belirgin özellikleridir dönemin.




Öyküler, oluşumlarına göre iki bölüme ayrılır :
1. Olay (Vak’a) Öyküsü :

• Bu tür öykülere klasik vak’a öyküsü de denir. Olay öykülerinde olaylar zinciri ; kişi, zaman, yer ögelerine bağlıdır.
• Olaylar, tüm tezli eserlerde olduğu gibi serim, düğüm ve çözüm sıralamasına uygun olarak anlatılır.
• Olay, zamana göre mantıklı bir sıralama içinde verilir. Düğüm bölümünde oluşan merak, çözüm bölümünde giderilir. Bu teknik Fransız yazar Guy De Maupassant tarafından geliştirildiği için bu çeşit öyküler Maupassant tarzı öykü de denir.
• Türk edebiyatında bu tarz öykülerin en önemli temsilcisi Ömer Seyfettin’dir. Halit Ziya, Reşat Nuri, Hüseyin Rahmi, Sabahattin Ali, Yakup Kadri önemli olay öykücülerimizdendir.

2. Durum (Kesit) Öyküsü :

• Bu tür öykülerde olay, merak ögesi ikinci planda kalır.
• Kişisel ve sosyal düşünceler, gözlem ve izlenimler, duygu ve hayaller ön plana çıkar. Olay ya hiç anlatılmaz ya da sezdirilir.
• Yazar, herhangi bir durumu rastgele anlatmaya başlar ve sonuca bağlamadan bitirir.
• Durum öyküsü Rus yazar Anton Çehov tarafından geliştirildiği için bu tür öykülere Çehov tarzı öykü de denir.
• Çehov tarzı öykünün en önemli temsilcisi Sait Faik’tir. 1940’lı yıllarda Memduh Şevket Esendal da bu türde yazar.
Hikayenin Unsurları
Kişiler
• Öyküdeki olayları ya da durumları kişi ya da kişiler yaşar, öyküde kişi sınırlıdır.
• Kişilerin fiziksel ve psikolojik durumları ayrıntılı anlatılmaz, sadece olayla ilgili belirgin yönleri verilir.
• Kişiler, yalnızca insanlar arasından seçilmez. Canlı, cansız bütün varlıklar öykünün kişisi olabilir.
Olay
• Öykü kahramanının başından geçen olay ya da durumdur. Öyküde belirli bir düzen içinde verilen olay tektir ve ayrıntılardan arındırılmıştır.
• Durum öykülerinde olay yok denecek kadar belirsizdir. Bu tür öykülerde yazar, olaydan çok gözlem ve izlenimlerini anlatır.
Zaman
• Olayların başlaması, gelişmesi, son bulması belli bir zamanda olur.
• Bazılarında zaman verilmez, sezdirilir. Öykücü zamanı bir düzen içinde vermeyebilir. Olayın ya da durumun son bulmasından başlayarak olayın başlama noktasına doğru gelinebilir.
Yer (Mekan)
• Olay ya da durum belli bir yerde geçer. Çevre, uzun betimlemelerle verilmez, öyküyü ilgilendiren yönüyle verilir.
Dil ve Anlatım
• Öyküde akıcılığı sağlayan dildir. Bu da yazarın dili kullanma yeteneğine bağlıdır. Dilin kullanımı yazardan yazara değişir, çünkü her yazarın üslubu farklıdır.
• Öykü ya birinci tekil kişinin ağzından ya da üçüncü tekil kişinin ağzından anlatılır.

ROMAN

İnsanın ya da çevrenin karakterlerini, göreneklerini inceleyen, serüvenlerini anlatan, duygu ve
tutkularını çözümleyen, kurmaca ve gerçek olaylara dayanan uzun edebi türdür.
Yaşanmış ya da yaşanabilecek olayları, yer ve zaman göstererek estetik zevk oluşturacak biçimde ele
alan uzun düz yazı biçiminde yazılmış eserlerdir.
• Roman türünün ilk en önemli örneği diyebileceğimiz eser 16.yy sonlarına doğru İspanya’da Cervantes’in yazdığı Don Kişot olmuştur.
• Roman, edebiyatımıza Tanzimat döneminde çeviri yoluyla girmiştir. Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon’dan çevirdiği Terceme-i Telemak, Victor Hugo’nun Mağduru hikayesi, Dainel Defoe’nun Hikaye-i Robinson adlı eserleri ilk çevrilen eserlerdendir.
• İlk roman örneği Şemsettin Sami’nin Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat’tır.
• Hüseyin Rahmi, Halide Edip, Reşat Nuri, Mithat Cemal, Yakup Kadri, Refik Halit, Sabahattin Ali, Samim Kocagöz, Tarık Buğra, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Adalet Ağaoğlu, Selim İleri, Orhan Pamuk, Pınar Kür, Buket Uzuner, Ayşe Kulin ünlü romancılarımızdandır.
ROMAN TÜRLERİ
İşledikleri konulara göre roman türleri
Psikolojik roman : (Tahlil romanı)
• Toplumsal çevreden çok, kişilerin iç dünyasını, insanın sosyal hayattaki çatışmalarını anlatan romanlardır.
• Kahramanlar, iç dünyalarıyla tanıtılır ve ruh çözümlemeleri yapılır.
• İnsanın kendi içinde ya da toplumla olan ruh çatışmaları konu olarak işlenir.
• Dünya edebiyatında bu türün ilk örneği Madam La Fayette – La Princesse De Cleves , Türk edebiyatında ise Mehmet Rauf- Eylül,
• Dostoyevski – Suç ve Ceza, Goethe- Genç Wherter’in Acıları,
Peyami Safa- Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Biz Yalnızız
İnci Aral – Mor, Tuna Kiremitçi “ Git Kendini Çok Sevdirmeden”,
Sosyal roman :
Toplumun sıkıntı ve dertlerini, sorunlarını işleyen romanlardır. Ekonomik bunalımlar, sınıflar arası çatışmalar, esaret, köyden kente göç gibi konular işlenir.
Sosyal romanın ilk örneği, Victor Hugo “Sefiller”, Türk edebiyatında ise Namık Kemal-İntibah,
Ahmet Mithat Efendi – Felatun Beyle Rakım Efendi, Samipaşazade Sezai – Sergüzeşt..
• Bunlar genellikle bir tezi savunurlar. Savundukları düşüncenin niteliğine göre iki türlü olabilir :

a) Töre romanı :
• İnsanların sosyal hayattaki davranışlarını, gelenek ve göreneklerini yansıtan romanlardır.
• İnsanların uyguladığı modalar, sıkça başvurulan konuşma biçimleri, toplumların hayat tarzları bu tür
romanların konusunu oluşturur.
• Daha çok toplumun yüzeysel görüntüleriyle ilgilenir.
• En önemli temsilcileri Arnold Bennet, Evelyn Waugh,
Victor Hugo-Sefiller, Emile Zola – Meyhane,
Halide Edip – Sinekli Bakkal, Hüseyin Rahmi – Ben Deli Miyim ?
Reşat Nuri – Yaprak Dökümü, Bekir Yıldız – Halkalı Köle, Canan Tan – Piraye
Zülfü Livaneli – Mutluluk,






b) Tezli roman :

• Genellikle toplumsal ya da siyasal bir sorunu konu alan ve bunu bir teze bağlayarak işleyen romanlardır. Bir görüş ya da düşünceyi savunur.
Oya Baydar “ Sıcak Külleri Kaldı “(2001 Orhan Kemal Roman Ödülü),
Vedat Türkali “Bir Gün Tek Başına “ , Attila İlhan “Bıçağın Ucu”, “Yaraya Tuz Basmak”,
Samim Kocagöz “ İzmir’in İçinde”, Ayla Kutlu “Kaçış” , Orhan Kemal “ Eskici ve Oğulları “,
Pınar Kür “Yarın Yarın”, Adalet Ağaoğlu “ Bir Düğün Gecesi, Hayır “,
Tarık Buğra “Gençliğim Eyvah” Orhan Pamuk - Kar

Tarihi roman :
Konularını tarihteki olaylardan, kişilerden ya da yaşadığı varsayılan hayali kişilerin serüvenlerinden alan romanlardır. Tarihi romanlarda yazar, tarihi gerçekleri kendi hayal gücü ile birleştirerek anlatır. Böylece bir gerçekler sahnesi olan tarih, okuyucu için ilgi çekici hale gelir.
Tarihi roman türünün ilk büyük yazarı Walter Scott’ın Wawerley adlı romanıdır. Victor Hugo “Notre Dame’ın Kamburu” adlı romanıyla bu türün örneğini vermiştir. Namık Kemal’in yazdığı Cezmi, ilk tarihi romanımızdır.
Ahmet Mithat Efendi – Yeniçeriler (ilk deneme), Tolstoy – Savaş ve Barış
Tarık Buğra – Küçük Ağa Orhan Pamuk – Benim Adım Kırmızı
Nahit Sırrı- Abdülhamit Düşerken, Stendhal – Parma Manastırı
Yakup Kadri - Hüküm Gecesi,Yaban, Ankara, Sodom ve Gomore,
Halide Edip- Ateşten Gömlek,Sonsuz Panayır,
Kemal Tahir – Yorgun Savaşçı, Esir Şehrin İnsanları, Devlet Ana,
Ayşe Kulin –Sevdalinka, Veda, Buket Uzuner – Gelibolu,
Hıfzı Topuz – Hatice Sultan, Meyyale, Taif’te Ölüm,

Macera romanı : (Serüven romanı )

Günlük yaşamda ender rastlanan, gizemli olayları sürükleyici bir anlatımla ele alan romanlardır. Bu tür romanlarda olay, her şey demektir. Olayların akışına uygun olarak çevre zengin, çeşitli ve değişkendir. Kahramanlar da dinamiktir.
• Polisiye romanlar ve bilinmeyen ülkelerde geçen egzotik romanlar, bu tür içerisinde alınabilir.
• 18.yy macera romanı yazarları arasında İngiliz yazar Daniel Defoe “ Robinson Crusoe” romanıyla önemli bir yer tutar.
• Egzotik romanın en büyük yazarı, Fransız Pierre Loti’dir. (İzlanda Balıkçısı)
• Ahmet Mithat Efendi’nin Hasan Mellah ve Dünyaya İkinci Geliş romanları bu türün ilk örnekleridir.
• Agatha Christie – Nil’de Ölüm, Şark Ekspresinde Cinayet (polisiye), Dan Brown – Da Vıncı Şifresi, Dijital Kale, Melekler ve Şeytanlar









volki237
..::ModeRaToR::..
..::ModeRaToR::..

Mesaj Sayısı : 6
Tecrübe Puanı : 2147531687
Kayıt tarihi : 22/12/10

Kullanıcı profilini gör

Sayfa başına dön Aşağa gitmek

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön

- Similar topics

 
Bu forumun müsaadesi var:
Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz